Siyasi Partilerimize, Parlamenterlerimize, Hükümetimize, Toplumsal Örgütlerimize
Ve Yurttaşlarımıza Sesleniyoruz,

25 Mayıs 2000

     KKTC’de sanayici ve işadamları tarafından kurulmuş olan KKTC İŞAD, kurulduğu 1989 yılından bu yana özel sektörün verimli ve yükselen kalite değerleri ile öncülüğünü yaptığı liberal ekonomik sistemi ve ülkenin gerçekleri ışığında doğru ekonomi yönetimini talep etmiştir. Ülkenin makro seviyede yararını gözeten çalışmalar yapmış ve ürettiği önerileri sık sık kamu oyuna duyurmuştur.

     Ülkemizde bugün yaşanan kötü ekonominin nedenleri çok uzun yıllardan beri uygulanmakta olan kötü siyasi ve ekonomik yönetimlerdir. KKTC nin gerek siyasi gerekse stratejik konumundan ortaya çıkmış diğer olumsuzluklar da mevcuttur. Tüm bunların ekonomi üzerindeki kötü etkileri, popülist olmayan ve yalnızca toplum çıkarlarını gözeten ülke yönetimleri ile ortadan kalkabilir. Siyasi çözüm için daha fazla çaba harcanmalı, eşit iki devlete dayalı çözüm ve Avrupa Birliği hedefimiz olmalıdır. AB a uyum çalışmaları mutlaka başlatılmalıdır. Siyasi istikrarsızlık ekonomiyi kötü yönde etkilemektedir.

     Türkiye'den gelen yardım ve kredilerin uygun yerlerde kullanılmamış olmasını, TC ve KKTC arasında yapılmış anlaşmaların ihlalini topluma karşı işlenmiş suçlar olarak kabul ediyoruz. TC'den aktarılan kaynakların çar çur edilmeden kullanılmasını sağlayacak yeni mekanizmalar hayata geçirilmelidir. TC'den gelen kaynaklar yerinde kullanılsaydı bugün GSMH'mız çok daha yüksek olurdu. Kaynakların üretime dönüşememesinde, özel sektörümüzün bugünkü durumuna gelmesinde, kamu sektörünün içinden çıkılamaz şekilde büyüyüp hantallaşmasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin de katkıları olmuştur. KKTC de kullanılan Türk Lirası nedeniyle ortaya çıkan enflasyon vergisinin telafisi olarak aktarması gereken kaynaklar KKTC ye aktarılmamıştır. TC ile aramızda haksız rekabet yaratan koşullar engellenmemiş, TC - KKTC ekonomik entegrasyonunun doğru ve gerekli bir adım olmasına rağmen, güçlü ekomi ile zayıf ekonomilerin entegrasyonunda alınması gereken tedbirler alınmamış, zayıf olan KKTC ekonomisi korunarak entegrasyon yapılmamıştır. Bu konuda AB entegrasyon modeli örnek alınmalı, KKTC ekonomisi desteklenmeli idi.

     Bugüne değin, yürütme işlevini yaparken, uygulamalarına genel olarak siyasal dürtülerin yön verdiği hükümetlerce yönetilmemiz, bugün yaşanan sıkıntıların başlıca sebeplerindendir. 1974 yılından bu yana geçen 26 yılda yaklaşık 20 seçim yaşayan ülkemizde, popülist siyasal gerekçeler, her zaman ülke gerçekleri ve çıkarlarının önünde yer almıştır.

     Sınırlı olan olanaklarımız ve kaynaklarımız, hiçbir zaman üretim yönünde değil, hep yanlış yapılanma ve bu yapının devamı yönünde harcanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nden aktarılan yardımların büyükçe bir kısmı da, “istihdam yaratma” ve “içinde bulunduğumuz kritik günler“ edebiyatı ve gerekçesi ile kamudaki büyümeye ve verimsizliğe kurban edilmiştir.

     Türkiye Cumhuriyeti’nden alınan yardımlar ve bütçe kaynakları yanlış kullanım sonucu geleceğe dönük bir fayda sağlanamadan tükenmektedir. Bu yönde çeşitli dönemlere ait hükümet icraatlarından somut örnekler vererek kamuoyumuzun gerçek durumu görmesini istiyoruz:

     Ülkemizdeki sosyal güvenlik sisteminin ıslahı ve tek sosyal güvenlik sisteminin uygulanabilmesi amacıyla yapılan çalışmalar sonucunda, doğru bir teşhisle emekli fonunun bütçe dışına alınması ve bu fonun ciddi bir yönetimle işletilmesi kararı alınır. Bu fonun ana kaynağını oluşturmak üzere , varılan mutabakat sonucu Türkiye’den 100 M$ tutarında yardım sağlanır. Dönemin hükümeti 1997 Temmuzunda aldığı iki maddelik bir kararla varılan mutabakatın aksine bu kaynağın bütçe tasarrufunda kalmasını sağlar. Gerekçe açıktır, profesyonel ve bağımsız bir fon yönetimi yerine, siyasal tasarruflara göre kullanılacak bütçe tercih edilmiştir. Bu bedel, emekli fonundaki açık nedeniyle Türkiye tarafından her ay yaklaşık 3 M$ olarak cari bütçeye aktarılmaktadır.

     Devlet kontrolünde olan ve verimsiz çalışmaları nedeniyle her yıl milyarlarca lira kaynak israfına neden olan KİT’lerin özelleştirilmesi amacıyla alınan yardımlar da bu şekilde harcanmıştır. Bu kapsamda olmak üzere, CYPFRUVEX LTD.’ in özelleştirilebilmesi için ödenmesi gereken kıdem tazminatları ve işçilere ait sosyal hakların karşılığı olarak Türkiye’den talep edilen ve alınan 3 M$ 1997 yılında işçilere ödenir. Fakat paranın alınmasında gerekçe olarak öne sürülen özelleştirme, siyasi gerekçelerle yapılmaz.

     K.K.T.C. Kalkınma Bankası’nın projelere vereceği kredilere kaynak olması amacıyla Türkiye’den istenen ve alınan kaynaklar , 1997 yılında 6.6 M$, 1998 yılında da 10 M$ (1 M$’ ı Maliye tarafından tutulmuş ve başka maksatla kullanılmıştır) olarak alınır. Türkiye ile yapılan anlaşma gereği olarak, Kalkınma Bankasının kredilerin verilmesinde uygulaması gereken rasyonel kuralları düzenleyen “Yatırımların Teşviki Yasası” siyasi gerekçelerle çıkarılmadığı için kaynak transferi durdurulur. Özel sektörün yatırımlarını teşvik amacıyla gelen yaklaşık 15 M$’lık kaynak, ekonomik yatırımlarda bir çok kez kullanılacağına, çoğu siyasal gerekçelerle verildiğinden , geri dönmeyen krediler halindedir ve tahsili için ciddi girişimler yapılmamaktadır.

     Kamu maliyesinin ıslahında en önemli unsur olan ve hükümetlerimizce her seferinde söz verilen “denk bütçenin” yine her kez siyasal gerekçelerle ihlal edilmesi nedeniyle, hükümetlerimiz bütçe dışı kaynak arayışlarına yönelmişlerdir. Bu amaçla , özellikle Merkez Bankası ve Kamu Bankalarının kaynakları, mali sistemi tehdit edecek boyutlarda kullanılmıştır. Hatta özel bankalardan da borçlanma yapılmış, tahsil edilemeyen alacaklar nedeniyle devlet kurumları haciz takibine uğratılmıştır. Sadece,Hükümetlerin meydana getirdiği bu tahribatın karşılanması için son iki yılda Türkiye’den aktarılan kaynak miktarı yaklaşık 60 M$ ‘dır.

     Mali sistemi önemli oranda zafiyete uğratan bu uygulamalar yıllarca sürdürülmüş, bütün göstergelerin geleceği alarmını verdiği bankalar krizini önleyebilecek “Bankalar Yasası” hayata geçirilmemiştir. Bu yasanın çıkarılması için, neden vatandaşlarımızın kolay onarılmayacak zararlara uğramaları ve sisteme güvenin sarsılması beklenmiştir.

     KTHY’na işletme sermayesi olarak aktarılan 25 M$ ve DAܒ nün gelişimi için ayrılan 27 M$ dışında, Türkiye’den yapısal reformlarda kullanılmak amacıyla son 2,5 yılda verilen yaklaşık 250 M$’lık kaynak , siyasi güdüler uğruna işte böyle harcanmıştır.

     Aslında daha eski tarihlerden başlansa miktarı birkaç Milyar Dolarla ifade edilebilecek olan fakat, son 3 yılın verileri ışığında somut rakamlarla anlatmaya çalıştığımız gerçek şudur; eğer bu kaynaklar siyasal gerekçeler olmadan ve alınış amacına uygun olarak kullanılsa idi;

     Özel ve Devlet çalışanı arasında sosyal güvenlik açısından büyük farklar bulunmayan çalışma hayatı,
     Yatırımcının önünde engel olmayan , geniş tabanlı ve etkin vergi sistemi ile daha fazla gelir sağlayan devlet ,
     Doğru teşvik ve kredi sistemi ile yönlendirilmiş turizm, sanayi ,ulaşım yatırımları ile devlet ve politikacı kapısına yığılmadan , özel sektörde yüksek istihdam sağlayabilmiş bir ekonomi,
     Sorunsuz ve ucuz hizmet sağlayan ulaşım sektörü,
     Hantal devlet yapısının bürokrasi duvarına çarpmadan tek merkezden hizmet alabilen yatırımcılar ve iş dünyası,
     Her yıl kuraklık bedeline mahkum edilmeyen , mevsime ve ülkenin şartlarına göre teşvik edilerek üretim yapan ve kazanan tarım sektörü,
     Barışı engellemeyen güçlü bir ekonomi, kazanan ve gülen insanlar ülkesi KKTC olacaktı.
     Çok basit politik kazançlar uğruna dağıtılan kamu kaynakları ile, insanlarımızın hür iradesini bile ipotek altına alan, en ufak bir iş hallinden, ekmek parasını sağlayabileceği iş imkanına kadar her konuda vatandaşı politikacı kapısına mahkum eden, hür seçimleri bir al-ver konusuna döndüren, vatandaşı bedava yaşamaya alıştıran bu sistemi kuran ve yaşaması için her kaynağımızı bu uğurda harcayan politikacılarımıza ve liderlere sesleniyoruz, değdimi..?...

     İktidar ve Muhalefet ayırımı gözetmeksizin soruyoruz, eğer bugün yaşadığımız ortamdan artık sizlerde mutlu değilseniz haydi birlikte değiştirelim, tüm toplum el ele bu amaçla çalışalım, bu değişimi yaratalım. İnanıyoruz ki “ yapısal ve ekonomik reformların başarılabilmesi, siyasi reformların aynı kararlılıkla uygulanması ile mümkün olabilir.”

     Yaşanan krizden çıkış ve ekonomik hayatın gelişme sürecine girmesi amacıyla, çok ideal paketler hazırlanabilir, bizimde önerilerimiz vardır ve inanıyoruz ki ortak noktaları farklılıklarından çoktur. Uygulamada siyasal kararlılık ve irade olmadığı sürece, hiçbirinin pratik değeri olmayacaktır.

     Durum saptaması ve önerilerimize şu gerçeğin altını çizerek başlamak isteriz:
     Toplumumuzun büyük kesiminin isteği olan Kıbrıs sorununa çözümü, Avrupa Birliğine girişi ve barışı gerçekten istiyorsak ; “ortaya çıkacak çözümün eşitliğe dayalı ve kalıcı bir çözüm olabilmesi, KKTC ekonomisiyle GKRY tarafı arasındaki ekonomik farklılığın giderilmesiyle mümkün olacaktır.” Çözümün önündeki en büyük engel, geri bıraktırılmış ekonomik yapımızdır.

ÖNERİLERİMİZİN ORTAK KRİTERLERİ:

Önereceğimiz düzenlemelerin hepsinin hazırlanış ve uygulamalarında şu kriterler ortak olarak gözetilmeli ve hedeflenmelidir:

Doğru uygulamaların, daha uzun zaman diliminde ve seçim baskısından uzak ortamda sürdürülebilmesi aynı maksatla yapılan masrafı yarıya düşürmek için öncelikle, yerel – genel seçimlerin aynı tarihte yapılmasını hedefleyen yasal düzenleme gerçekleştirilmelidir.

K.K.T.C. tarafının, anlaşma gereği yapması gereken yasal düzenlemeler geciktiği için uygulamaya girmeyen, 26 Şubat’ 1998 tarihli: “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile KKTC Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması” nın yürürlüğe sokulması için gereken yapılmalıdır.

Ekonomik adımların veya tedbirlerin tümü liberal ekonomi içinde olmalıdır. Devletin ekonominin dışına çıkarılması, serbest rekabet ortamının yaratılması, küçük ve fonksiyonel devlet yapısı ve genel olarak Avrupa Birliği kriterleri hedef alınmalıdır.

Ekonominin daha sağlıklı yapıya kavuşması için uğraş verirken, eşitlik, sosyal adalet, demokratikleşme, insan hakları ve genel anlamda AB Kopenhag Kriterleri gözden kaçmamalıdır.

Önce güven ortamının tesisi şarttır. Programda koyulacak hedeflere ulaşılmadan, günübirlik uygulamalara kesinlikle yer verilmemeli, program için sağlanacak krediler kesinlikle amacına uygun olarak kullanılmalı. “Önce üretim sonra paylaşım” gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Orta vadede, “kamu kesiminin ekonomiden çekilmesi ve GSMH’ içindeki payının düşürülmesi” hedef olarak belirlenmelidir. Bu amaçla yapılacak uygulamalarda, kamu kesiminin harcamalarının azaltılmasının sosyal bünyede huzursuzluğa yol açmaması için, kısa dönemde, ekonomide meydana gelecek boşluğun özel sektör tarafından doldurulabilmesini sağlayacak tedbirlere öncelik verilmelidir.

Özel sektörün gelişebilmesi için ise iş hayatının önündeki başta vergi ve sosyal güvenlik sistemi olmak üzere etkinliği kısıtlayan faktörlerin ortadan kaldırılması gereği vardır.

Ana amacın ülkemizde yatırımcıyı cesaretlendirecek “yatırım ikliminin oluşması” ve bu amaçla, öncelikle kendi birikimlerimizin yatırım için kullanılabileceği bir ortamın yaratılması olduğu hep hatırda tutulmalıdır.

Sonuçta ekonomik kalkınmamız için hazırlanacak olan tedbirler paketi hemen her kesimin bildiği gerçeklerin tekrarı ile sınırlı kalmamalıdır.

Hepimizin kabul ettiği gerçek, kaybedilen bunca yıldan sonra yapılması zorunlu uygulamaların birtakım özverileri gerektirdiğidir. Yaşanan sıkıntılara neden olan yanlış yapının düzeltilmesi için ortaya koyulacak ciddi tedbirlere, bu düzenden sağlanan menfaatlerden taviz vermeme uğruna karşı çıkıp, bugün hep birlikte kaldırmak zorunda olduğumuz yüke omuz vermekten kaçınan, fakat herkesken fazla barış ve AB yanlısı olan siyasi ve toplumsal kuruluşlarımıza bir gerçeği hatırlatmak isteriz, bu yapımızla her ikiside erişilmesi zor bir rüyadır.

Uygulama niyet ve ciddiyeti olmayan, bu amaçla şart olan siyasal iradeyi içinde taşımayan hiç bir programın başarılı olma şansı yoktur.

Program için gereken ve sağlanacağına inandığımız kaynakların, amacına uygun kullanımını zorlayacak sistemi görmek bizleri umutlandıracaktır.