Sn. Dr. Derviş Eroğlu,
Başbakan,

                                                                                                    20 Ekim’ 2000

KKTC’nin EKONOMİK SORUNLARINA GENEL  BİR BAKIŞ

2000 Yılının son çeyreğini yaşadığımız bu dönemde KKTC, yeni binyılı, çok ciddi bir ekonomik çöküşle birlikte karşılamaya hazırlanmaktadır.  Oysa, Kıbrıs Türk  Toplumunun, ilk kez kendine ait , tehditlerden korunan bir bölgede, kendi yönetimini kurabilme olanağına kavuştuğu 1974 yılına geri dönüldüğünde, iyi bir başlangıç için yeterli kaynaklara sahip olduğu görülecektir. Bu kaynaklarımız:

a.       Ülkesi için en zor şartlarda yıllarca  direnmiş, eğitim düzeyi yüksek özverili  bir halk,
b.       Yurt dışında yaşayan ve sahip oldukları oldukça yüksek  kaynakları ülkelerine aktarmaya hazır bir toplum,
c.       1974 sonrası Türk Yönetiminde kalan büyük ekonomik kaynaklar,
d.       Anavatan tarafından sağlanmış güvenlikli ortam.

Başlangıçta eğer doğru kullanılabilse, KKTC’yi bugün, hep söylendiği gibi “kendi ayakları üzerinde duran” ve hatta örnek bir  ülke haline getirebilecek olan  güçlü kaynaklarımız bir çeyrek yüzyılda tüketilmiştir. 25 yıl önce böyle bir kaynak ile yola çıkıldıktan sonra bugün; sosyal yönden yozlaşmış, hukukun üstünlüğü zayıflamış, finans sistemi çökmüş, gelir dağılımı bozulmuş, işsizliği artmış, eğitim ve sağlık hizmetleri zayıflamış, vatandaşları göç eden ve yönetimine güvenilmeyen, politik yaşamı yozlaşmış bir ülke yaratılmıştır. Tüm bunlara bir bütün olarak bakıldığında da, sosyo-ekonomik açıdan tamamen çökmüş bir yapı ortaya çıkmaktadır.

Bu çöküşün böylesine uzun bir süreci kapsamasının nedeni, bazılarını tükettiğimiz bir kısmını da kullanmayı bile düşünmediğimiz kendi öz kaynaklarımızın yerine dışarıdan transfer edilenlerin kullanılmış olmasıdır.

Sonuçta, üretmeden tüketebilen , ekmeden, mahsul yerine kuraklık parası alabilen bir yapının yerleşmesi ve hatta savunulması sağlanmıştır.

Yaratılan suni bolluğun, çevre ile kıyaslandığında belirgin olarak ortaya çıkan  pahalılığı yaratması bile toplumu pek rahatsız etmemiştir. Öyle bir bolluk ki, tüketimden artırılabilen tasarruflarının yarattığı iştah kabartıcı rant ve kontrolsüz düzen, bu piyasanın da başıboş bir biçimde  hareketlenmesini getirmiştir.

Sonuçlarını bugün yaşadığımız , dıştan herhangi bir müdahale olmadan da , yarattığı  iç dinamikleri nedeniyle kendi kendini çökertmeye  başladığına tanık olduğumuz bu sağlıksız yapının sürdürülmesinin  maliyetinin ne olacağını  ve doğruluk derecesini, toplumun her  kesiminin düşünmesi ve değerlendirmesi gerektiği inancındayız. Bu değerlendirmeyi yaparken, bizi bu iflas noktasına getiren en önemli etkenin, dıştan sağlanan, içeride yaratabildiğimiz ve hazır bulunan tüm kaynaklarımızın, gelmiş geçmiş tüm iktidarlar tarafından siyasal rant uğruna harcandığı gerçeği olduğu göz ardı edilmemelidir.

Hükümetin uygulamaya niyetliymiş gibi göründüğü(!) ekonomik paket de bu değerlendirmenin ortaya koyacağı ve yukarıda bir kısmını ortaya koyduğumuz gerçeklerimizin ışığı altında incelenmeli, doğruları ve eksikleri ortaya koyabilmeliyiz.

Uluslararası düzeyde politik tanınmamışlık, önemli olmasına rağmen, Güney Kıbrıs ile aramızdaki aleyhimize olan 2.5 katlık ekonomik farklılığın tek nedeni olarak ortaya konamaz. Her ekonomik başarısızlığın arkasından, politikacılarımız “tanınmamışlık” gerekçesinin arkasına sığınırken şunu unutmamalıdırlar. Uluslararası alanda kredi bulmakta sorun yaşamamıza rağmen dünyada kişi başına hibe yardım alan toplumlar arasında en üst sıralarda yer almaktayız. Buna rağmen kullandığımız kredileri geri ödeme konusunda son derece başarısız bir performansa sahibiz.

Yine siyasi otoritelerin her fırsatta ekonomik başarısızlığın arkasından ileri sürdükleri bir başka gerekçe de küçük ölçekli bir ekonomi olma özelliğimiz ve bunun sonucu olarak da kaynak kıtlığımızdır. Küçüklüğün, insan, doğal kaynakların ve iç pazarın sınırlılığı nedeniyle ölçek avantajının kullanılmasına olanak tanımadığı bir gerçektir. Ama bu dezavantajımız, yönetsel, eğitim, toplumsal uzlaşmanın sağlanması, mutlak ve karşılaştırmalı üstünlüklerin belirlenmesinde, büyük ülkelerle karşılaştırıldığında önemli bir avantaj teşkil ettiği de gerçektir. Ayrıca KKTC’nin bir diğer özelliği de esnek bir ticaret yapısına sahip olması ve değişimlere açık bir toplum yapısına sahip olmasıdır. Bu  durum, bu gün, küreselleşme sürecinde, başarının önkoşulu olarak öne sürülen kriterlere bire bir denk düşmektedir. Bu avantajların kullanılması halinde KKTC’nin diğer benzer ülkeler gibi (Kişi başına,G. Kıbrıs $14,000, Malta $10,000, Lüxemburg $32,000, Barbados 14,000 milli gelire sahiptir vb.) dünya ekonomisine dahil olmaması için hiçbir neden yoktur. Hızla değişen dünya koşullarında 1970’ lerde en popüler dönemini yaşayan ülke büyüklüğünün kalkınmadaki önemi azalmıştır. Burada önemli olan ülkenin büyüklüğünün, nüfus yapısının, eğitim seviyesinin, doğal kaynaklarının ve dış temas olanaklarının veri olarak alınarak bunları göz önünde bulunduran kalkınma stratejilerinin belirlenmesidir.

Bu gerçeklerle KKTC ekonomisinin başarısız olmasının büyük oranda politik yapı ve politik düzeysizlikten kaynaklandığı sonucuna varmak doğru bir yaklaşım olacaktır.

Sorumluluğun büyük çoğunluğunun kendi yönetimlerimizde olmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin ve bürokratlarının küçük ekonomi konusunda deneyimsiz olmaları, kendi bünyelerinde birlikte kalkınma mantığının yerleşmiş olmaması, ekonomi yaratma yerine para vererek sorunu erteleme düşüncesi, KKTC’deki makroekonomik yapının çalışma sistemini bilmemeleri, buradaki krize maliye problemi gibi yaklaşarak bozuk düzene mali destek vermeye devam etmeleri de ülkemizdek ekonomik yapının daha da bozulmasına katkı koymaktadır.

Bu gerçekler ışığında çözümün, yerel üretim artışı sağlanmasında ve yatırım ve üretim artışı ile likit bolluğunun giderilmesinde olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda alınması gerekli bir başka önemli tedbir de liberal ekonominin tam anlamı ile yaşama geçirilmesidir.

Bundan sonra kamu kesiminin küçültülmesi, daha verimli şekle getirilmesi, kamu açıklarının azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması elzem tedbirler olarak önümüze gelecektir. Sözkonusu bütçe açıklarının yavaş yavaş aşağıya çekilmesi ve en önemlisi de vergilerden çok tasarrufa dayandırılması mevcut ekonomik yapı açısından en geçerli çözümdür. Tasarruflar konusnda kemer sıkması beklenen  toplumda olumlu psikolojik etkinin oluşması için, kemer sıkmanın, politik hiyerarşinin her  kademesine (atanmış ve seçilmişlerin tümüne) yayılması son derece önemlidir. Paket uygulamalarında bu yönde bir yaklaşım ne yazık ki yoktur.

2000 yılı Haziran ayında hazırlanan ve Temmuz ayında kademeli olarak yürülüğe konmaya başlanan  ve “Sosyo Ekonomik Paket” diye anılan düşünceler silsilesi aslında kamu maliyesi merkezli bir önlemler dizisinden başka birşey değildir. İçeriğinde derneğimizin yıllardır telafuz etmekte olduğu  birçok doğru teşhis ve tedbir barındırmakla birlikte bir bütün ve tek başına değerlendirildiğinde ekonomik sorunlara çözüm bir yana, birçok alanda KKTC’ndeki mevcut sosyal ve ekonomik açmazları daha da derin hale getirecek niteliktedir. Bu paketle birlikte KKTC’nin makroekonomik çalışma sisteminin paketi hazırlayan ekip tarafından çok iyi bilinmediği ortaya çıkmaktadır. Paket içinden  seçilerek uygulanmaya başlanan önlemlerin amaçladığı kaynak aktarımının, kısa vadede yalnızca kamuyu rahatlatacağı, uygulama bu şekilde sürdürülürse, aksine ekonomik anlamda uzun vadeli bir çözüm üretmeyeceği, kamu kesiminin kaynak gereksiniminin giderek yükseleceği ve devamında toplumun verimsiz kılınacağı, gelir dağılımının daha da bozulacağı görülecektir.

Söz konusu paketin içerdiği tedbirler, eşzamanlı uygulamaya girecek teşvik ve özel sektörün gelişmesini içeren tedbirlerle birlikte harekete geçirilmelidir. Ülkemizin kurtuluşu, özel teşebbüsün önünün açılması, yatırımların ve üretimin artması ile olacaktır. Türkiye pazarının KKTC ürünlerine engelsiz açılması şarttır. Ekonomik yönü eksik bir uygulama bizi şimdikinden daha kötü günlere götürebilir. Bu nedenle Hükümetin acil olarak yatırımı ve mal ve hizmet üretimini teşvik ve destekleri hemen hayata geçirme mecburiyeti vardır. İş ikliminin yaratılması ile bu paketin önerdiği birçok tasarruf tedbiri eşzamanlı olarak uygulanırsa, kısa zamanda gelişmiş Avrupa ülkeleri yönünde kalkınma hamlesi başlatmamız zor olmaz .

Bütün bunların olumsuzluktan kurtarılıp olumlu bir yöne döndürülmesi için hem politik hem ekonomik yapıda, taviz vermeden “fundamental reformist” girişimlerin bilinçli olarak hayata geçirilmesi kaçınılmazdır.

Yatırım teşvikleri

Bugün KKTC ekonomisinin küçük ölçekli olmasının (avantajları yukarıda belirtilmiştir) engel teşkil etmediği hizmetler sektöründe bir varlık gösterebilmesi için benzer konumdaki ülkelerle maliyet açısından rekabet edebilecek konumda olabilmesi, teşvik tedbirlerinde dikkate alınması gereken bir unsurdur. Bu bakımdan teşvikler esasta mukayeseli avantajları olan hizmetler sektöründe yoğunlaşmalı, hizmet maliyetlerinin aşağı çekilebilmesi için sade sübvansiyon yerine alt yapının tam olarak sağlanmasından sonra ulaşım ve enerjinin doğrudan desteklenmesi yönüne gidilebilir. Bu bağlamda devlet yerel sermayedarların birleşerek güçbirliği ile kuracakları “Hava Yolu” şirketlerini teşvik etmelidir.

Kalkınmamızın turizm, eğitim ve dışsatım ile ivme kazanabileceği önceliği göz önünde bulundurulursa, hava taşımacılığının önemi ortaya çıkar. Bu nedenle ciddi yükümlülüklere girecek özel sektör şirketlerine veya güçbirliklerine devlet vergi indirimi veya muafiyetleri, harç muafiyetleri, hava alanı ücret , kira ve vergileri muafiyetleri konularında ciddi teşvik vermelidir. Bu teşvikler maddi teşvikler olmadığından kaynak gerekmemektedir. Ama ülkeye  getirisini görmek zor değildir. Bu teşvikler yılda minimum turist ve/veya dışsatım taşıma yükümlülüğünü yerine getiren şirketlere sağlanmalı, önce yükümlülük yerine getirilmeli, olmazsa verilen teminatlarla vergi ve harçlar tahsil edilmelidir. Bu teşvikler belirli sayıda KKTC vatandaşı istihdam etme yükümlülüğü de getirmelidir.

Bununla birlikte, sağlık, rehabilitasyon, transit ticaret ve serbest ticaret bölgesi işletmeciliği gibi alanlar teşvik kapsamına alınabilir.

Kayıt dışı ekonomi

Ülkemizde kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmalı, vergi yükü yaygınlaştırılmalı, sadece ithalatçıdan alınan vergi tüm tüketime yayılarak etkisini halkın hissetmemesi sağlanmalıdır. Tüketimin vergilendirilmesi ve her kesimin vergilendirilmesi ile artan vergi geliri, sonuçta vergi mükelleflerinin yükünü hafifletmek için vergi oranlarının düşürülmesine ve pahalılığın düşürülmesine neden olmalıdır. Paketin öngördüğü şekilde vergilerin artırılması ile sadece piyasadan para çekilmekte, yaratılan daralma ile de peş peşe iflaslar ve sosyal patlamalara neden olunmaktadır.

Kamu sektörünün verimliliği

Gelişmiş ülke kriterlerine göre çok büyük olan kamu çalışanı sayısı en verimli şekle getirilmeli, bu yapılırken de kimse işsiz, aşsız kalmamalı, kamu istihdam fazlası özel sektörde hemen yerleşebilecek şekilde yatırım ve üretim artışı sağlanmalıdır. Kamunun büyümesinin en önemli nedeni rahat çalışma şartları, bol izin olanakları, müthiş sosyal ve maddi menfaatler, verimliliğin önemli olmadığı torpil düzeni ve tüm bunların rekabet ortamı içindeki özel sektörde sağlanamamasıdır. Çünkü özel sektör yalnız verimlilik ve üretimle yaşamını sürdürebilir, başkasının parası ile sosyal hak ve menfaat dağıtamaz.

Bu düzende Hükümetlerimiz de kamu çalışanlarına hak etmeden, üretmeden ve kendi cebinden olmayan menfaatler sağlamıştır. Bütçe dengesinin oluşturulabilmesi için, kamu açıklarının düşürülebilmesi ve sıfırlanabilmesi için Devlet kazancı ve üretimi kadar menfaat sağlamalıdır. Dış borç ile kamu harcaması finanse etmek iflası davettir ve öyle de olmuştur.

Kamuda verimliliğin artırılması ve tasarruf için ek mesai ödemelerinin durdurulması doğru bir düşüncedir. Ama kesintiye uğramaması gereken hizmetler için de vardiya sistemi hemen uygulamaya konmalıdır. Bu düşünce ile, pakette belirtilenin aksine  Gümrük, Liman ve sağlık hizmetlerinde vardiya sistemi hemen uygulanmalı, turizmin ve ticaretin en verimli şekilde işlemesi sağlanmalıdır.

Eşel mobil uygulaması kaldırılması ve kamu çalışanına milli gelir artışı oranında artış verilmesi  doğru bir düşüncedir. Herkes milli gelirin artması için çalışmalı ve bu artıştan pay almalıdır.

Bu nedenlerle Kamu istihdamı verimli rakamlara çekilmeli, kamu harcamalarında ciddi tasarruf yapılmalı, kaynaklar yatırıma ve üretime yönlendirilmelidir.

Emeklilik sistemimiz

Birden fazla emeklilik ve ikramiye alma olanakları tamamen kaldırılmalıdır. Bu konu bilhassa politikacılar tarafından kötüye kullanılan ve toplumun dikkatini çeken bir konudur. İkramiyesini alıp sonra milletvekili olan politikacılarımız bu görev süresince sadece maaşlarını almalı, eski ikramiyeyi aldığı günkü TL değeri ile iade ederek, tüm hizmetlerini bu görevde geçirmiş gibi katmerli ikramiye alma avantası hemen kaldırılmalıdır. Ayrıca birden fazla emeklilik maaşı alınması engellenmelidir Bu düzeltme ayrıca toplumda politikacılara kaybolan güvenin yenilenmesi için bir başlangıç olabilecektir.

Kamu düzenimizin en büyük hatalarından olan erken emeklilik sistemi hemen durdurulmalıdır. Bundan önce bu olanaktan yararlanmış vatandaşlarımız da, tüm gelirleri birleştirilerek herkes gibi vergilendirilmelidir. Sistem bundan sonra kamu çalışanlarına, şu anda erken emeklilik hakkı kazanmış olanlara işten ayrılmaları durumunda hemen maaş bağlamamalı altmış yaşın altındakiler çalışma ve üretmeye teşvik edilmeli, emekli maaşları da altmış yaşından sonra ödenmelidir. Altmış yaşından önce kimse emekli ödeneği almamalıdır. Bu yaş sınırı bilindiği gibi , milli geliri yüksek gelişmiş ülkelerde 65 hatta 67 ‘dir.

Haksız ödemelerle zorlanan kamu , kaynaklarını daha fazla halk kesimlerinin faydalanacağı daha geniş kitlelere hitap edebilecek hizmetlere aktarmalı, temel sağlık ve temel eğitim konularında kalite ve verimliliğini artırmalıdır.

Tabii tüm bu düşünceler erken emeklilik sistemi için geçerlidir. 60-65 yaşına gelmiş her çalışanın, kamu özel ayırımı yapılmadan, rahat bir emeklilik maaşına, her türlü bakım, hastane ve eczane hizmetlerine kavuşması sosyal adalet açısından da gereklidir. Bu durumda yaşayabilir ve mantıklı seviyede katkı gerektiren bir tek tip sosyal güvenlik sisteminin gerekliliği de ortaya çıkmaktadır.

Türkiye ile ekonomik ilişkiler

KKTC ile Türkiye arasında, AB-Türkiye arasındaki gibi bir gümrük birliği anlaşmasına gidilmeli, dışsatımımız engelsiz olarak gerçekleşmeye başlarken Türkiye’den ithal edilen ürünlerin de pahalılaşması önlenmelidir. Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ta , yaşayabilecek bir Türk Devleti istiyorsa KKTC’ye gelişmek, üretmek için destek vermelidir. PARA VERMEMELİ, parayı kazanacak ortamları yaratmamıza yardımcı olmalıdır. Türkiye’nin olası bir çözüm sonrasında uzun vadeli menfaatlerinin korunmasında öncelik Kıbrıs Türkünün kendi ayakları üzerinde durur hale gelmesi, üretici olması ve kurulması ihtimal ortaklıkta eşit ortak olarak hem ekonomide hem de siyasette yerini almasındadır. Bunun için de çok geç olmadan KKTC , Güney Kıbrıs ekonomik hayat seviyesine çıkmak için çalışmalı, Türkiye de buna yardımcı olmalıdır. Tüm Ortadoğu, Kafkaslar ve Avrupa’da güç merkezi olma yolundaki Türkiye, ekonomik etkinliğini, askeri sınırlar ve silah ile değil, üretim gücü, yatırım ve ekonomik güç ile geliştirmelidir. KKTC bu bağlamda da desteklenmelidir.

Rekabet şartları

Ülkemiz ekonomisinin sorunlarını aşması için alınması gerekli bir başka kısa vadeli tedbir de, yukarıda vurgulandığı üzere, liberal ekonominin tam anlamı ile işletilmesidir. Liberal sistemin en önemli gereği rekabet koşullarının adil olmasıdır.

Bunun için devlet serbest rekabet için gerekli yasaları yapıp, müdahaleden uzak denetleyici durumunda olmalıdır.

Tekelin kötüye kullanılması önlenmeli, rekabet yasası ile bir rekabet kurumu ve rekabet kurulu oluşturulmalı, piyasada yer alan her kurumun ve tüketicinin adil muamele görmesi sağlanmalıdır. Bu bağlamda rekabet ilkesinde asker – sivil ayırımı yapılmamalıdır. Rekabet ilkesinde olduğu gibi tüketim ilkesinde de ayırım yapılmamalı ve her tüketim birimi tükettiğinin bedelini ödemelidir. Bu konuda , AB mevzuatı, Türkiye’de aynen uygulanmaya konmuş olup bizim de bu yasayı alıp aynen uygulamamız yeterli olacaktır.

Vergiler

Gelir vergisi oranları tedricen %20 olacak şekilde aşağıya çekilmelidir. Bu indirim ile, yaygınlaşması kolaylaşacak olan vergi yükü, devlete daha fazla gelir sağlayacaktır.

Kurumlar vergisi tamamen kaldırılmalıdır.

KDV oranları artırılmadan, vergi iadesi kapsamı geliştirilmeli ve ekonomi kayıt içine alınarak vergi  yaygınlaştırılmalıdır.

İster emeklilik maaşı olsun, ikramiye olsun, ister makam tahsisatı olsun, asgari ücret dışındaki tüm gelirler normal gelir vergisi skalası altında vergilendirilmelidir.

Asgari ücret vergi dışı kalmaya devam etmelidir.

Stopaj vergileri tümden kaldırılmalı, Güvenlik Kuvvetleri Fonu da dahil olmak üzere tüm fonlar konsolide bütçeye dahil edilmelidir. Tasarruf mecduatı  fonu ve Koop. Tasarruf mecduatı fonu bu uygulama dışında bırakılmalı ve devlet bu fonların yönetimine karışmamalı, bu fonlar kaynak sağlayanlar tarafından, özerk merkez bankası denetiminde, yönetilmelidir. İthalatta alınan tüm fonlar kaldırılmalıdır. KKTC gümrüklerinde alınan fonlar TC ile KKTC ekonomik ilişkilerinde KKTC aleyhine ticaret sapmasına neden olmaktadır.

Vergilerle ilgili bir başka nokta da vergi idaresi ile ilgilidir. Vergi dairesini çağdaş bir yapılanmaya kavuşturmak gerekmektedir. İstihbarat arşivinin, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, kendisinden beklenen fonksiyonu tam olarak yerine getirmesi sağlanmalıdır. Vergi dairesi, bankalar ve tapu dairelerinde, bilgisayardan denetimde etkin bir şekilde yararlanmayı sağlayıcı hukuksal ve teknik önlemleri almalıdır. Vergi yönetim ve denetiminde etkinliğin artması, vergi kayıp ve kaçaklarını, vegi uyuşmazlıklarını azaltarak, verginin verimliliğinin yükseltilmesi, vergi adaletinin gerçekleşmesini sağlayacak ve mükelleflerin idareye olan güvenini artıracaktır.

Araçlardan alınan yol vergileri (road tax) kaldırılmalı, uygun bir oranda bu vergi yakıta eklenmelidir. Böylece, yolu kullanan, kullandığı kadar, yol vergisi öder duruma gelir. Bir de her yıl başı yüklü miktarlarda ödeme yapmak yerine araç sahipleri bu vergiyi yıl içinde yayılmış olarak ödeyeceklerinden dar gelirlilerin maddi yükü hafifletilmiş olacaktır. Onüçüncü maaşların bu konu için kullanıldığı gerçeği de düşünülürse, kaldırılması düşünülen bu ek maaşın halka yaratacağı sorun da hafifletilmiş olur. Kazanılan kamu çalışma saatleri, kaybedilen özel sektör çalışma saatleri ve bürokrasi de ortadan kalkmış olurken Devletin bu uygulamadan elde edeceği gelirin de artacağı gerçektir.

Kamu maliyesinin disiplin altına alınması son derece önemli bir noktadır. Bununla birlikte toplanılan vergilerin maliyeti göz önünde bulundurulmalıdır. Yani toplaması kolay, maliyeti düşük vergiler tercih edilmelidir.

Mali sistem

Kökleri denetimsiz ve başıboş ortama dayanıp, hiçbir tedbir alınmadığı için, ülkemizde yaklaşık on ay önce yaşanan ve halen devam eden mali kriz sonucunda mali sektörle reel sektör arasındaki iletişim ve ilişki tamamen kopmuştur. Bu ilişkinin tekrar kurulması, mali piyasalarda güvenin yeniden tesisi ile mümkündür. Bunun içinde ciddi surette yasal mekanizmaların çalıştırılıp kamu vicdanının rahatlatılması, merkez bankasının daha aktif bir kontrol mekanizmasına sahip olması yönünde reorganizasyonunun hızlandırılması gerekmektedir. Tüm bunların sağlanmasında da sorumluluk, krizin yaşanmasında olduğu gibi , başta Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası olmak üzere hükümettedir.

Merkez bankası yeniden yapılandırılmalıdır. Düzgün bir özerkliğin sağlanması için Yönetsel özerkliğin varlığı (üst düzey yönetimin bağımsızlığı), Mali özerkliğin varlığı (Merkez bankası- hazine ilişkisinin kesilmesi) ve Fonksiyonel özerkliğin varlığı (Denetim ve gözetime politik müdahalenin olmaması) şarttır.

KKTC Merkez Bankası acilen merkez bankalarının bankası olarak bilinen İsviçre’deki BIS (Bank for Internatıonal Settlements)’e üye olması ile sağlanacak teknik destek Merkez Bankamızı çağdaş normlara taşımada yardımcı olacaktır.

Bankacılık sektörü acilen gözden geçirilip uygun büyüklüğe ulaştırılması için devletin düzenleyici görevi üstlenmesi gerekmektedir. Bu sektördeki yoğunlaşma düzeyi, gerekli ve yeterli banka sayısı ve güç düzeylerinin bilinmemesi sektörün güvenilirlik düzeyinin belirlenememesine neden olmaktadır.

Diğer konular

Özelleştirme konusunda mevzuat düzenlenerek hemen başlamalı, devlet ticari ve sanayi işletmelerinden tamamen çekilmelidir.

Ekonomik gelişmişlik sürecinin bir sonucu olarak tarım üretiminin, önümüzdeki beş veya on yıl içerisinde gelişmişlik düzeyine bağıntılı olarak milli gelirimiz içindeki payı düşecektir. Bu süreci ters çevirmeye veya geciktirmeye hizmet eden uygulamalara son verilmelidir. Bundan dolayı da tarıma yatırım ve AB normlarında, denetlenen kurallar içerisinde yapılacak doğrudan desteklemeler dışında ayrılan kaynaklar tamamen israf niteliğinden ileriye gidemeyecektir.

Sanayi, yalnız bölünebilir, küçük ölçekli alanlarda , tarım ve turizme dayalı olması ve verimli olabilmesi kaydı ile mümkündür .Bu sektörde verilecek yatırım kredileri , enflasyon +%3 gibi faiz düzeylerinde olmalı ve yaygınlaştırılmalı, verilen kredilerin geri dönüşümü mutlaka sağlanmalıdır.

Hükümetin yaklaşımı ve ortam

Ekonomik paketin üç aylık bir zaman dilimine  yayılan pazarlık ve tartışma süreci,  belirsizlikleri ve şüpheleri daha da artırmıştır. Koalisyon Hükümeti , halkın karşısına çıkıp bugüne kadar yapılmış olan yanlışları kabul ederek yapılması gereken uygulamalara , koalisyonun küçük tarafından yapılan cılız açıklamalar dışında, ciddi bir sahiplenme göstermemiştir. Paketin uygulama aşamasında zorunlu olarak yürürlükteki bazı yasalarda değişiklik yapılması gerekecektir. Bu aşamada hükümetin yaklaşımı daha net olarak anlaşılabilecektir.

Bu önlemlerin uygulanması ciddi bir iştir ve aynı ciddiyette bir yaklaşımı gerektirir. Önlemlerin ekonomik verilere dayalı açılımı yapılmalı, hangi gelir düzeylerinden ne gibi özverilerin  isteneceği, hangi sürelerde hangi aşamaların hedeflendiği ve varılması arzulanan sonuçlar kuşkuya yer bırakmayacak netlikte halka açıklanmalıdır. Bu yapılmamıştır. Bu yaklaşımlardan anlaşılan, hükümet, hedeflediği nakit akışının sağlayabilmek için bu paketi kerhen kabul eder görülmek istemektedir. Bu arada Cumhurbaşkanlığından yapılan çelişkili ve popülist açıklamalar da, paketin uygulanmasını değil hükümetin gitmesini temenni eder niteliktedir. Yaratılan bu ortamla toplum yanlış yönlendirilmekte, adeta tahrik edilmektedir. Bu yaklaşımlara  ülkemizin genel yararı düşünülerek son verilmelidir.

Sonuç

Ülkemizde uygulanılması beklenen “ekonomik paket” olumlu birtakım özelliklerle birlikte, ciddi ekonomik problemlere kalıcı çözümler üretmekten uzaktır. Bu yüzden sözkonusu paketin yaratacağı, yazımızda daha önce belirttiğimiz  olumsuzluklar, ülke yaşamına girmeden önce ek bir takım adımların atılmasını gerektirmektedir. Paket şimdiki hali ile kamu gelirlerini düzenleyici bir tasarruf tedbirleri paketinden öteye gidemez. Pakete ekonomi ile ilgili tedbirler de hemen eklenmelidir. İş ikliminin yaratılması tasarruf tedbirleri ile daralacak olan ekonomimiz için acil ihtiyaçtır. Böylece paket, ekonomi ile ilgili sıkıntıları giderebilecek bir zemine sahip olabilecektir.  Aksi takdirde oluşacak yeni ve derin adaletsiz uygulamalar ileride birçok ekonomik ve sosyal sorunlar doğuracaktır.

Dileğimiz,  yukarıda önlemlerle ilgili olarak ortaya koyulan gerçekler ışığında bir yaklaşım sergilenmesi ve sorunların sonradan daha karmaşık ve zor bir süreci gerektirmeden , çözümün bugünden öngörülmesi ve ciddiyetle uygulanmaya başlanmasıdır.

 

Saygılarımızla,

Salih Çeliker                   Metin Yalçın
Yön. Kr. Başkanı           Yön. Kr. Sekreteri