6 Ocak 2006

BASIN BİLDİRİSİ

 

  

İŞAD, 2006 yılına girdiğimiz bu günlerde, Kıbrıslı Türklerin içinde bulunduğu durumu değerlendirdi. İŞAD Yönetim Kurulu adına dün yayınlanan bildiride;

 

Türkiye'nin seçim ortamına girdiği tespitinde bulunularak, Türkiye’de iktidarların, Kıbrıs konusunda adım atarken hep “Kıbrıs’ı satıyor” suçlamasını, Demokles’in kılıcı gibi enselerinde hissettikleri, özellikle seçim süreçlerinde, iç politik hesaplar ve oy kaygısı olmaksızın Kıbrıs konusunu ele almalarının ve davranmalarının beklenemeyeceği ifade edildi.

 

Bildiride; Kıbrıslı Türklerin, zaman geçirmeden çözüm beklentisi ile Türkiye’de iktidarda bulunan AK Parti’nin beklenti ve kaygılarının uyumlu olmadığına vurgu yapıldı. Kıbrıs’ta zaman kazanmak anlayışıyla yola devam edilmesi halinde, karşılaşılacak Rum taleplerininin hep Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarının budanmasını ve bu haklardan ödünler vermeyi gerektireceği ifade edilerek, Türkiye’nin AB yolunda ilerleyişinin ancak Kıbrıs Türklerinin toplumsal yok oluşuyla mümkün olacağı yönündeki anlayışın kabul edilemeyeceğinin altı çizildi.

 

“Halkımız, CTP’ne çok güçlü bir destek verdi. Bu desteğin bizce asıl nedeni, toplumsal beklentiyi yerine getirmesi içindi." ifadesinin yer aldığı İŞAD bildirisinde; CTP'ne çağrıda bulunularak, CTP'nin, halkın beklentilerini öncelikli olarak önüne koyması ve halkımız adına bunları gündeme getirerek Türkiye’den açıkça talep etmesi çağrı yapıldı.

 

Çözüm yolu olarak da, kısa süre önce bir basın toplantısı ile kamuoyunun bilgisine sunulan İŞAD görüşlerine işaret edilen bildiride; "Kıbrıs’ta idare, derhal Kıbrıslı Türklere devredilmeli, Rum yönetiminin Kıbrıs Türklerinin 1960 anlaşmaları ve anayasasındaki toplumsal haklarına yaptığı ihlallerin önüne geçmek için bu haklar resmen talep edilmeli, ihtiyaç doktrini ile Kıbrıs Cumhuriyeti adına hareket eden Kıbrıs Rum Yönetiminin elindeki bu kozu, Kıbrıs Türklerinin haklarını budayacak şekilde kullanmasına hukuk yoluyla engel olacak girişimler yapılmalı, Rum tarafıyla, Annan Planı veya benzeri bir çözümde uzlaşmak üzere samimi bir diplomasi atağı başlatılmalı ve genel siyasal eksenimiz buna göre yeniden tanzim edilmelidir. Artık ray değiştirme zamanıdır!" görüşlerine vurgu yapıldı.

 

Açıklamanın tam metnini aşağıda bulabilirsiniz.

 

 

CTP KIBRIS TÜRK HALKI'NA KARŞI TARİHSEL SORUMLULUKLA KARŞI KARŞIYADIR!

 2006 yılına girmiş bulunuyoruz. Yaşanan siyasal sürecin sonunda vardığımız durakta;  büyük özveriler sonucunda elde edilen tüm toplumsal kazanımlarımızın yitirilmesi ve sonuçta, azınlık, hatta azınlık bile olamayacak bir konuma düşme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Buna, toplumsal yok oluş ya da İskitleşme süreci de diyebiliriz.

Kıbrıs sorununa taraf olanların tümü de, Türk tarafı hariç, hedeflerini bilmekte ve bu hedeflere motive olmuş durumdadırlar. Türk tarafında ise; son tahlilde, Kıbrıs Türkleri ve Türkiye’nin çıkarlarına aykırı, vahim bir dağınıklığın hakim olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Türkiye, seçim ortamına girmiştir. Genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşmıştır. Türkiye’de, bugüne kadar Kıbrıs konusu, ne yazık ki seçimlerin değişmez bir iç politika malzemesi olarak kullanılmıştır. İktidarlar, Kıbrıs konusunda adım atarken hep “Kıbrıs’ı satıyor” suçlamasını, Demokles’in kılıcı gibi enselerinde hissederler. Bu yönüyle, özellikle seçim süreçlerinde, iç politik hesaplar ve oy kaygısı olmaksızın Kıbrıs konusunu ele almalarını ve davranmalarını beklemek saflık olur.

Seçim ortamına girmiş ya da girmek üzere bulunan Türkiye’de, AK Parti iktidarı da “Kıbrıs’tan tek bir asker çekmedik. Rumlara bir karış toprak vermedik” pozisyonunu, ne pahasına olursa olsun koruma açmazını yaşamaktadır. AK Parti bilir ki; Rumlara, fiilen bir dönüm toprak verirse, seçimlerde ağır bir bedel ödeyecektir. Ama AK Parti de Türkiye kamuoyu da, çözümsüzlüğün ve geçen zamanın, kazanç değil tam aksine kayıp olduğunu ve bunun Kıbrıs Türkleri'nin aleyhine olduğunu görmemekte veya görmezden gelmeyi yeğlemekte, iki tarafın anlaşması ve Kıbrıs sorununa çözüm için, al-ver süreçlerinin yaşanmasının çağdaş dünyada geçerli tek yöntem olduğunu kabul edememektedirler. Kıbrıs’ta yaşayabilecek ve kabul edilebilir bir çözümün Annan Planı temelinde iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözüm olduğu gerçeği hep göz ardı edilmekte, kısa vadeli siyasal çıkarlar elde ederken Kıbrıs Türk Toplumunun yok olma sürecini hızlandırdıkları hep saklanmaktadır.

Öte yandan; iktidarı alaşağı etmek için fırsat kollayan hasımları da, Kıbrıs konusunu alabildiğine, kendi leyhlerine istismar etmek için adeta pusuya yatmış durumdadırlar. Bu kesimin de Kıbrıs Türklerini pek düşündüğü yoktur. Esas hedefleri sadece siyasal kazançtır.

Diğer yandan; AB de, Türkiye’nin AB sürecinde ilerleyebilmesi için Kıbrıs’ta adımlar atılmasını talep etmektedir. Bu talepler de “AB karşıtları” tarafından yoğun biçimde istismara açık bulunuyor.

Kıbrıs konusunda böylesine sıkışmış durumda olan AK Parti iktidarı; “acaba nasıl yapar da Kıbrıs’tan asker çekmeden ve Rumlara fiilen bir karış toprak vermeden seçimlere kadar dayanırız?” derdine düşmüş gözüküyor...

Türkiye seçim ortamına girmiştir ve “AB-Kıbrıs” bağlamında müthiş bir güçler çatışması fiilen başlamıştır! Stratejik yanlış vizyonlarıyla, Kopenhag-Lahey hattında, 2002-2003 yıllarında, Kıbrıs Türklerini mahkum eden karar alıcı/etkileyici olan hükümet dışı kesimler, Türkiye’de hala etkin konumdadırlar.

 Türkiye’de durum bu iken; acaba Kıbrıs’taki manzara nedir?

Kıbrıslı Türklerin genel beklentisi aslında son derecede açıktır: Toplumsal kazanımlarımızı yitirmeksizin, Annan Planı temelinde, Kıbrıs’taki toplumsal varlığımızı güvenli ve güvenceli bir biçimde korumak, siyasal eşitlik temelinde, Rumların bizim yöneticimiz olmalarına meydan vermeyecek, iki bölgeli bir çözüme ulaşmak ve AB’nin bir parçası olarak, AB normları, standartları ve hukukunun Kuzey Kıbrıs’ta da uygulanması...

Açıkça bellidir ki; Kıbrıslı Türklerin, zaman geçirmeden çözüm beklentisi ile Türkiye’deki iktidarın, AK Parti’nin beklenti ve kaygıları uyumlu değildir. Daha ötesi bunlar çatışmaktadır. AK Parti veya genelde Türkiye; “Kıbrıs konusunda zaman kazanmak” gibi bir politikayı benimsemiş olabilir. Bize göre bu, tamamen yanlış ve Türkiye’nin de uzun vadeli çıkarlarına aykırıdır. İŞAD’a göre; Kıbrıs’ta zaman kazanmak anlayışı, Kıbrıslı Türk’lerin temel çıkarlarıyla bağdaşmaz, aykırıdır. Çünkü Türkiye, Kıbrıs’ta zaman kazanırken (?), AB yolculuğu boyunca, karşısında bitmez, tükenmez, tek başına AB üyesi olmuş Rum taleplerini bulacak ve bu talepler hep Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarının budanması, bu haklardan ödünler vermeyi gerektirecektir. Sıkıntılı da olsa, AB yolunda ilerleyebilmek için Türkiye, dönüp dolaşıp bu ödünleri Rumlara vermek zorunda kalacaktır. Yani Türkiye, bizim toplumsal haklarımızı budaya budaya AB yolunda ilerlemeyi benimsemiş olacak. AB’ne girer mi, girebilir mi, kabul edilir mi bilinmez. Ama Türkiye AB’ne girse de girmese de, Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs’ta ayrı bir halk olmaktan çıkıp bireyler haline gelecek ve Kıbrıs’taki tüm toplumsal haklarını, kazanımlarını yitirmiş olacaklardır. Bu kabul edilemez!

Kendi kendimize sormak zamanı hala gelmedi mi?

Başka hangi motivasyon ya da hedef; bizim toplumsal varlığımızın korunmasından daha önemli olabilir? Türkiye’nin AB yolunda ilerleyişinin ancak Kıbrıs Türklerinin toplumsal yok oluşuyla mümkün olacağına bizi kim ikna edebilir? Bunu hangi Kıbrıslı Türk kabul edebilir?

Halkımız, CTP’ne çok güçlü bir destek verdi. Bu desteğin bizce asıl nedeni, toplumsal beklentiyi yerine getirmesi içindi. Herkes, tek başına CTP’nin iradesi, isteği ve yaklaşımları ile bu beklentilerin karşılanamayacağını anlamaktadır. Ancak ana menzilin hep gözetilmekte olduğunu CTP’den beklemek hakkımızdır. Gelinen kavşakta maalesef bunu göremiyoruz. Türkiye’nin önünü açmanın tek başına ne anlama geldiği bu halka açıkça izah edilmelidir. Türkiye’nin önü açıldığı iddia edilirken, Kıbrıslı Türklerin durumu kötüleşiyor. Toplumsal yok oluşa sürükleniyoruz! Kıbrıs sorununa dönük yaklaşımlar konusunda Türkiye hükümetinin ve politika yapıcılarının yaklaşımlarıyla Kıbrıs Türk halkının beklentileri arasında uyum yok hatta çatışma, ayrışma var. Bunlar görmezden gelinemez.

1974'den sonra Kıbrıs'ta yapılan uygulamalar nedeniyle, AİHM'den, büyük tazminat kararları karşımıza gelmeye başlamıştır. AB yolunda ilerlemeyi amaçlayan Türkiye, bu kararlara uymak zorundadır ve bu nedenle de Loizidou'ya gecikme faizi ile birlikte tazminatını ödemiştir. Şimdi; AİHM'de son alınan Arestis kararı sonrası yasalaşan Mülk Yasasıyla ilgili süreçle karşı karşıyayız.  Kriz kucağımızdadır. Hangi yasal düzenleme yapılırsa yapılsın; mal-mülk konuları hakkında çok da tatminkar bir çözüm elde edilememesi söz konusudur. Üstelik sorunu dezenformasyonla ötelemenin başarı addedilmesini anlamak da mümkün değil. Bu yaklaşımlarla olumlu bir noktaya varılamaz.

Bundan kısa bir süre önce İŞAD bir basın toplantısıyla görüşlerini halka açıkladı. Çözüm oradadır! Türkiye’nin önünü gerçek anlamda açacak olan da, Kıbrıs Türk Halkı’nı, sıkıştığı çıkmazdan çıkaracak olan da, kapsamlı bir çözüm için Rumları harekete geçirecek olan da o bildirinin içinde vardır. Ve zaten başka çıkış yolu da kalmamıştır. Kıbrıs’ta idare, derhal Kıbrıslı Türklere devredilmeli, Rum yönetiminin Kıbrıs Türklerinin 1960 anlaşmaları ve anayasasındaki toplumsal haklarına yaptığı ihlallerin önüne geçmek için bu haklar resmen talep edilmeli, ihtiyaç doktrini ile Kıbrıs Cumhuriyeti adına hareket eden Kıbrıs Rum Yönetiminin elindeki bu kozu, Kıbrıs Türklerinin haklarını budayacak şekilde kullanmasına hukuk yoluyla engel olacak girişimler yapılmalı, Rum tarafıyla, Annan Planı veya benzeri bir çözümde uzlaşmak üzere samimi bir diplomasi atağı başlatılmalı ve genel siyasal eksenimiz buna göre yeniden tanzim edilmelidir. Artık ray değiştirme zamanıdır!

Türkiye, bilinen nedenlerle buna hazır değildir ve olmayabilir. Ama CTP, halkımız adına bunları gündeme getirmeli ve Türkiye’den açıkça talep etmelidir. Görmek istediğimiz manzara ve duymak istediğimiz ses budur.

Türkiye ile uyum içinde olmak ya da Türkiye’nin önünü açmak söylemleri kulağa hoş gelebilir. Ama CTP, eğer önceliğini “halkın beklentisi” olarak önüne koymazsa, çok ağır bir siyasal bedel ödemekle karşı karşıya kalabilecektir.

CTP, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Ya Türkiye ile uyum ve Türkiye’nin önünü açmak diye diye iktidarda kalabileceği düşüncesine kapılarak, halkın gerçek beklentilerini karşılamamaya devam edecek; ya da halkın bu beklentilerini resmen talep edecektir. Hem de hükümetten düşme ve memur maaşlarını ödeyememe riskini göze alarak...

 

 İŞAD Yönetim Kurulu