|
29
Aralık 2005
Mali Yardım
Tüzüğünün reddedilmesi son derece yanlış bir politikadır.
Bilindiği gibi
Kıbrıslı Türklere 259 milyon Euroluk kaynak sağlayacak tüzük yine
ertelendi. 120 milyonluk bölümü kaybetmemiz sözkonusu. Mali Yardım
Tüzüğünün beraberinde yayınlanacak deklerasyona Türkiye ve Kıbrıs Türk
tarafının AB ile ilişkileri keseriz dozunda karşı çıkması, komisyonun
önerisini geri çekmesini sağlamıştır. İşadamları Derneği olarak
tüzüklerle ilgili politikanın gerek Türkiye gerekse KKTC makamları
tarafından son derece kötü yönetildiğine inanıyoruz. Son günlerde
toplumumuzu yanıltmak amacıyla, birçok konuda olduğu gibi tüzükler ve
beraberinde yayınlanması önerilen deklerasyonla ilgili bilinçli bir
desenformasyon (yanlış bilgilendirme) kampanyası sürdürülmektedir.İŞAD
olarak konu ile ilgili görüşlerimizi halkımızla paylaşmayı görev
sayıyoruz.
259 milyon
Euroluk mali yardım, verilen barış mücadelesinin meyvesidir,
izolasyonların dış yardımla ilgili bölümünün kalkmasıdır.
Mali yardımın
alınması türlü alt yapı eksikliklerinin giderilmesi ve AB ile
uyumlaşmanın süratlendirilerek ekonomik ve demokratik yaşam kalitemizin
artması sonucunu doğuracaktır. Mali yardımın yapay nedenlerle
alınmasının engellenmesine son verilmelidir..
Direkt
ticaretin ekonomimize faydası yok denecek kadar azdır
Direkt Ticaret
Tüzüğü, Kuzey Kıbrısta üretilen ürünlerin bir kısmının AB ülkelerine
gümrüksüz satılmasını sağlayacaktır. Şu anda AB ülkelerine girişteki
gümrük farkını TC Büyükelçiliği karşılamaktadır. Dolayısı ile
ihracatımızda ciddi bir artış beklenmemelidir. Hayvansal ürün ve
narenciye ihracatımızın tutarının çok önemli bir kısmı da
subvansiyelerle karşılanmaktadır. Direkt Ticaret Tüzüğünün kabulü
halinde 60 milyon dolarlık ihracatımızda ancak10% luk bir artış
öngörmekteyiz.
Direkt Ticaret
Tüzüğü, Maastrich anlaşmasının 133 üncü maddesine dayanıyor. Bu madde
Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinde tanınmayı çağrıştırmaktadır. İspanya gibi
bazı üye devletler emsal teşkil etmemesi için direkt ticaret tüzüğüne
karşı çıkmaktadırlar. Dolayısı ile Direkt Ticaret Tüzüğünün kabulü
imkansızdır. Yardım tüzüğü Direkt Ticaret Tüzüğü ile birlikte geçmezse
kabul etmeyiz politikası mali yardımın alınmasını imkansız kılmaktadır.
Serbest
Ticaret ekonomimize ve barış sürecine faydalı bir alternatiftir.
Türkiyenin ek
protokolü imzalaması Kıbrıslı Türkleri yeni bir izolasyona itecek
şartları yaratmaktadır. AB sürecinin kesintiye uğramaması için
Türkiyenin limanlarını siyaseten Güney Kıbrısa açmaya ihtiyacı vardır.Bu
durumda güney Kıbrısla Türkiye Cumhuriyeti arasında gümrük engelsiz
ticaret başlayacaktır. Kıbrıslı Türkler ise bu ekonomik entegrasyonun
dışında kalacaklardır. Dolayısı ile yasal altyapı düzenlenerek Güney
Kıbrıs -Türkiye ve AB arasında gerçekleşmekte olan ekonomik entegrasyona
Kıbrıslı Türklerin de dahil edilmesi gereklidir. Bunun formülü Serbest
Ticaret yaklaşımıdır.
Direkt Ticaretle Serbest Ticaretin kısa bir karşılaştırmasını yapmakta
yarar var.
-
Direkt Ticaret
ekonomik fayda sağlamazken Sebest Ticaret çok önemli potansiyel
hacme sahip ekonomik entegrasyonun parçası olmamızı sağlar.
-
Direkt Ticaret iki
ekonominin bölünmüşlüğünün devamını sağlarken, Serbest Ticaret ada
ekonomisini birleştirici, toplumları yakınlaştırıcı bir özelliğe
sahiptir.
-
Direkt Ticaretin
yasal altyapısı tanınmayı tetiklerken, Serbest Ticaretin yasal
altyapısının böyle bir sorunu yoktur. (Yeşil hat tüzüğünün ithal
ürünleri kapsayacak şekilde genişletilmesi)
-
Malların serbest
dolaşımının sağlayacağı ekonomik entegrasyon karşılıklı
bağımlılıklar yaratacak, bu da politikacıların karşılıklı
sertleşmelerini engelleyerek, barışa yönelik olumlu bir dinamik
oluşturacaktır.(AB örneği)
-
Direkt Ticarette
KKTC kontrolünde Magosa Limanının sadece bir grup ürünün ihracı
için açılması sözkonusudur. Serbest Ticarette limanlarımız AB
denetiminde veya AB ile işbirliği içerisinde ithalat ve ihracata
açılmasıdır.
Sonuçta
Serbest Ticaret Türkiye-Güney, Türkiye- AB arası ilişkileri
iyileştirecek Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonuna son verecek,
toplumları yakınlaştırıp AB örneğinde olduğu gibi ekonomik entegrasyonu
gerçekleştirip siyasi çözüme katkı koyacak dinamikleri içermektedir.
Mali Yardım
Tüzüğü kabul edilirken yayınlanacak deklerasyon, serbest ticareti öneren,
aleyhimize olmayan, kabul edilmesi gerekli bir belgedir.
Delerasyonun
tercümesi şöyledir:
Komisyon,
Kıbrıs Türk Toplumuna maddi yardım enstrümanı olan Mali Yardım
Tüzüğünün kabul edilmesini memnuniyetle karşılar.
Komisyon,
26 Nisan 2004 Konsey Kararlarının gereği ve devamı olarak ekonomik
entegrasyonla ve iki toplumun temaslarının artırılması ve AB ile
ilişkilerin geliştirilmesi ile adanın birleştirilmesinin
kolaylaştırılması için çalışmaların sürdürülmesi gerektiğinin altını
çizer.
Komisyonun görüşüne göre, bu konuda ilerleme sağlamak için Yeşil Hat
Tüzüğünde daha fazla geliştirmeler ile birlikte ilgili tarafların
tümünün; Maraşın statüsüne bağlantılı olarak Magosa Limanının statüsü
konusunda ve özel ve tüzel kişilerin mülkiyet haklarının AİHM kararları
çerçevesinde korunması hakkında anlayış birliğine varmalarına ihtiyaç
vardır.
26 Nisan
2004 Konsey Kararı gereği ve devamı çerçevesinde, Komisyon, Giriş
Antlaşmasına ek Protokol 10 a tamamiyle saygılı kalacak ve yine ayni
şekilde Avrupa Topluluğu Antlaşması madde 10 (malların serbest dolaşımı
hakkında) daki prensipler dahilinde samimi bir işbirliği oluşmasına
saygılı olacaktır.
Olli Rehne göre,
Türkler deklerasyonun yayınlanması halinde AB ile ilişkilerimizi keseriz
demişlerdir. En üst düzeyde KKTC hükümet yetkilileri de benzeri
açıklamalar yapmışlardır.
Yukarıda
tercümesi bulunan deklerasyon dört paragraftan oluşmaktadır. Şimdi
paragrafları inceleyip hakkında fırtınalar koparılan deklerasyonun
tarafsız bir değerlendirilmesini yapmakta fayda görüyoruz.
Paragraf 1. 2 ve
4te komisyonun mali yardım tüzüğünün geçmesini desteklediğini, 26 Nisan
kararlarının gereği ve devamı olarak iki toplumun temaslarının
artırılması ve adanın birleşmesine katkı koymak amacı ile ekonomik
entegrasyonun hem AB hem de iki toplum arasında gerçekleştirilmesini
öneriyor. Son paragrafta ise giriş anlaşması protokol 10a saygılı
olunacağından bahsediliyor. Bunun anlamı kuzeyde AB muktesebatınının
askıda olacağı ancak Kıbrıs Türk Toplumunun ekonomisinin geliştirilmesi
için bu protokolun engel teşkil etmeyeceği vurgulanmaktadır.
Avrupa Topluluğu
Andlaşması madde 10 daki prensipler dahilinde işbirliğinin yapılması da
ithal edilecek ürünlere ortak gümrük tarifesi uygulanması ve üyelerin iç
pazarında malların serbest dolaşımının sağlanması anlamına gelmektedir.
Yeşil hat
tüzüğünün kapasitesinin genişletilmesi vurgulanmaktadır. Bundan
kastedilen Yeşil hat tüzüğünün ithal ürünleri de kapsayacak şekilde
genişletilmesidir. Yani bu açılımla Ticaret Odası eski yönetimi ve İŞAD
ın önerdiği şekilde Güney Kıbrısla Türkiye arasında oluşacak ekonomik
entegrasyona, Kıbrıs Türk toplumunun da dahil edilmesidir. Bir başka
deyimle AB ve Türkiyeden ithal ettiğimiz ürünleri güney Kıbrısa satma
imkanı ortaya çıkacak ayni şekilde güneye ithal edilen ürünler de kuzeye
satılabilecektir.
Buraya kadar hiç
kimsenin tepki ortaya koymasını gerektirecek bir konu yoktur.
Bu ekonomik
entegrasyonun gerçekleşmesi için limanlarımızın AB kontrolünde veya AB
ile uyum içerisinde kullanıma açılması gerekmektedir.
Üçüncü
paragrafın esas karşı çıkılan ikinci bölümünü mercek altına almakta
yarar vardır.
..tarafların
tümünün; Maraşın statüsüne bağlantılı olarak Magosa Limanının
statüsü
konusunda ve özel ve tüzel kişilerin mülkiyet haklarının AİHM kararları
çerçevesinde korunması hakkında anlayış birliğine varmalarına ihtiyaç
vardır.denilmektedir.
Bu paragrafta
herhangi bir bağlayıcılık yoktur. Ancak Maraşın statüsüne bağlı olarak
Magosa Limanının statüsü taraflar arasında pazarlık yapılmıştır.
Brükselde kısa bir süre önce yapılan bu pazarlıkta Kıbrıs Türk tarafı
Maraş bağlantılı olarak Magosa Limanının ve direkt seferlerin
başlamasını önermiş ancak Rum tarafı bunu kabul etmemiş, direkt uçuşları
kapsam dışında bırakmıştır. Yani taraflar Maraşın statüsü ile
bağlantılı olarak Magosa Limanının statüsünü müzakere etmişler ancak
ortak bir anlayış sağlayamamışlardır. Dolayısı ile AB Komisyonunun
bağlayıcı olmadan bu konuda ortak bir anlayışa varılmasına ihtiyaç
vardır ibaresine karşı çıkmanın anlamı yoktur.
Deklerasyonda
özel ve tüzel kişilerin mülkiyet haklarının AİHM Kararları çerçevesinde
korunması hakkında anlayış birliğine varmalarına ihtiyaç vardır
denilmektedir.
Bu maddeye de
itirazlar olmuştur. Ancak bu madde deklerasyon yayınlanmamış olsa idi
Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının kabul edileceği ifade edilen Mali
Yardım Tüzüğünün 6. maddesinden aynen alıntı yapılmıştır. Ayrıca
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti AİHM Kararlarını kabul edip uygular
pozisyondadır. (Loizudou Kararında olduğu gibi) KKTCde Türkiyenin de
desteği ile geçirilen mülkiyetle ilgili yasada Avrupa İnsan Hakları
sözleşmesinin sadece prestijli bir doküman olarak algılanmaması
gerektiği, KKTC iç hukukunun bir parçası olduğu iddia edilmektedir. Bir
taraftan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin KKTC nin iç hukuku
olduğunu iddia etmek öte yandan da AİHM Kararlarının emsal teşkil
etmeyeceğini savunmak son derece tutarsız bir yaklaşımdır.
Sonuç olarak
deklerasyona fırtınalar kopararak karşı çıkılacak tutarlı bir argüman
yoktur. Aksine Serbest Ticarete alt yapı hazırladığı için
desteklenmelidir.
Türkiye
Dışişlerinde Kıbrıs politikasını çizenler Kıbrıs Türk Toplumunun AB
den mali yardım almasını engellemektedir:
Türkiye
Dişişlerinde Kıbrıs politikasını çizenler kuzey Kıbrısın AB ile
entegrasyon sürecini süratlendirmek anlamına gelen mali yardım tüzüğünün
uygulanmasını her halükarda engelleme politikasını gütmektedirler.
Bundan amaç kuzey Kıbrısın ekonomik olarak sadece Türkiyeye bağımlı
kalmasının devamını sağlamaktır. Ekonomik yönden bağımlı KKTC
hükümetleri de Türkiye dışişlerinin belirlediği bu yanlış politikaların
dışına çıkmamaktadırlar.
Erken çözüm
için proaktif politikalar gereklidir.
Türkiye
dışişleri şu anda çözümün erken gelmeyeceği konusunda bir tesbit
yapmıştır. Çözümü zorlayıcı herhangi bir adım atmak eğiliminde değildir.
Türkiyeye bağımlı KKTC hükümetleri de Türkiyenin bu politikasını takip
eder durumdadır. Kıbrıs Türk halkı 24 Nisan iradesine saygılı
davranılmasını istemektedir. Kıbrıs Türk halkı çözüm için gerekli
proaktif politikaların izlenmemesinden dolayı hayal kırıklığı
içerisindedir. Kıbrıslı Türklerin ihtiyacı erken çözüm şartlarını
Türkiye ile birlikte zorlamaktan geçmektedir. Erken çözümün sağlanması
Türkiyenin AB sürecini de kolaylaştıracaktır. İŞAD yayınladığı kapsamlı
belgede atılması gereken adımları halkımızın görüş ve önerilerine kısa
bir süre önce sunmuştu.
Çözüme kadar
ekonomik kalkınmamız için yapılması gerekenler:
Ek Protokolle
Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında oluşacak entegrasyona karşı değiliz.
Ancak bizlerin de bu ekonomik entegrasyonun parçası olmamız için gerekli
adımların atılmasını istiyoruz. Bunun için yukarıda detaylarını
verdiğimiz AB-Türkiye-Güney ve kuzey Kıbrısın de facto gümrük birliği
içerisinde hareket edeceği yapıyı oluşturmak gerekmektedir. Bunun yasal
altyapısı yeşil hat tüzüğünün kapsamını ithal ürünlerin serbest
dolaşımını sağlayacak şekilde genişletmekten geçmektedir. Kuzey Kıbrısa
giriş limanlarının AB nin kontrolünde veya AB ile işbirliği içerisinde
kullanıma açılması gereklidir. Bu arada Direkt Ticaret Tüzüğünün geri
çekilerek yerine Serbest Ticaret girişimleri yapılmalı, Mali Yardım
Tüzüğünün süratle geçirilmesi sağlanmalıdır.
Çözüme
kadarki bu açılımlar Türkiye için de olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Türkiye tarih
almıştır. Ancak son üyelik onayına kadar, yetmişbir kez Kıbrıs
Cumhuriyetinin onayına ihtiyacı olacaktır. Dolayısı ile Kıbrıs
Cumhuriyeti vetosundan kurtulabilmek için Türkiyenin çözüm için edilgen
değil etken bir rol oynamasını son derece akılcı buluyoruz.
Türkiye,
izolasyonlar kalkmadan limanlarımızı açmayacağız söylemindedir.
Türkiye AB üyelik sürecini ileriye götürmek istiyorsa limanlarını açması
kaçınılmazdır. AB kurumlarının bu konudaki baskıları giderek artmaktadır.
İzolasyonların kaldırılmasından amaç Direkt Ticaret Tüzüğünün geçmesi
ve direkt uçuşların başlaması ise bunların gerçekleşmesini imkansız
olarak değerlendirmekteyiz. Direkt Ticaret, KKTC zemininde olduğu için
bölücü olarak algılanmaktadır ve hiçbir zaman gerçekleşemeyecek bir
olgudur. Zaten Kıbrıs Türk ekonomisine faydası da yok denecek kadar
azdır. Bu nedenle öneri geri çekilmelidir. Direkt Ticaret yerine Serbest
Ticaretin gerçekleşmesi için Türkiyenin girişimde bulunması
gerekmektedir. Bu öneri AB ülkelerinin desteğini alabilecektir. Türkiye
hükümeti serbest ticaret uygulamasında limanlarını güney Kıbrısa
açtığında Kıbrıs Türklerini izole ederek adım atmış olmayacağından
Türkiye kamu oyu baskısıyla ilgili endişesi ortadan kalkabilecektir.
Sonuç olarak
İŞAD, erken çözümü zorlayıcı politikalarda Kuzey Kıbrıs ve Türkiye
politikacılarından proaktif girişimler beklemektedir. Çözüme kadar ise
Serbest Ticaret projesine sahip çıkılıp Mali Yardım Tüzüğünün engellenme
politikasına son verilmelidir.
İŞAD adına
İŞAD üyesi
Özalp Nailer ( Başkan
) Mustafa
Damdelen
|