İthalatta Rekabetin Önlenmesi (Damping veya Sübvansiyon) Yasa Tasarısı

Avrupa Birliği ithalatta Rekabetin Önlenmesi (Damping veya Sübvansiyon) Yasa ve Kurallar

İŞAD Yönetim Kurulu Başkanı Özalp Nailer’in
Genel Kurul Konuşması


6 Kasım 2007

Değerli Konuklar ve sevgili İŞAD’lılar Genel Kurulumuza Hoşgeldiniz.

Bugün yapılmakta olan genel kurulumuz;

. Yine Kıbrıs sorunun çözülemediği,
. Yine İzolasyonların devam ettiği,
. Yine Ekonominin raya oturtulamadığı,
. Yine Haksız rekabetin devam ettiği,
. Yine Hükümetin “Ben Yaparım Olur” tavrının sürdürüldüğü,
. Yine demokrasi ve insan haklarının yetersiz olduğu,
. Yine sağlık ve eğitimin keşmekeş içinde bulunduğu ,
. Yine Kıbrıs Türklerini ozmosis yoluyla eritme politikalarının sürdürüldüğü,

Bir Ortam içerisinde olmaktadır.
Ancak bu zamanda farklı şeyler de olmaktadır.

Artık Kıbrıslı Türkler Yeşilhattan geçerek, sağlık hizmetini, eğitimi, seyahat belgesini, Güney Kıbrıs’tan ve bizim de uluslar arası antlaşmalara göre ortağı olduğumuz ancak fiilen dışında olduğumuz Kıbrıs Cumhuriyeti’nden de almaya başlamıştır.

Artık Kıbrıs’lı Türkler, yukarıdaki ‘YİNE’ lerin yarattığı pahalılıktan ve kötü rekabetten dolayı alışverişlerini, benzinlerini yeşilhattan geçerek Güney kıbrıs’tan da almaktadırlar.

Sayın Konuklar Değerli üyeler,

Kıbrıs Türk Ulusal Sermayesi ve Derneğimiz,
Kıbrıs Sorununun bütünlüklü ve kalıcı bir çözüme “evet” deme sürecinde,
Halkın bilinçlenmesinde ve örgütlü tepki vermesinde,
Anan planı süreci öncesinde ve sonrasında,
AB ve BM kurumları ile temasın kurulmasında ,
Kıbrıs Türk Halkının izolasyonlarının kaldırılması mücadelesinde
ETKİN VE ÖNCÜ olmuştur.

Kıbrıs Türk Toplumu, referandumdan sonra yeniden bütünlüklü bir çözümün hangi zamanda gerçekleşeceğini bilememektedir. Varılacak çözümde, OZMOSİS yerine İKİ BÖLGELİ İKİ TOPLUMLU ve TOPLUMLARIN SİYASİ EŞİTLİĞİNE dayalı bir

antlaşmayı talep etmektedir.

Bu da ancak; Eğitimi ve Kültürel değerleri ile, sivil örgütlü yapısı ile, Demokrasisi ve Hukukun üstünlüğüne dayalı iyi bir kamu yönetimi ile ve ÜRETEN, REKABET edebilen, KURUMLAŞMIŞ SERMAYESİ ile birlikte varolması halinde olacaktır.

BU İŞ HAYATI eğer içinde Kıbrıs’lı Türklerin yer almadığı bir SERMAYE ise, BU HUKUK Kıbrıs Türk Halkına Adalet vermiyorsa, BU DEMOKRASİ Kıbrıs Türk Halkı için yoksa, Kıbrıs Türk Halkı Sivil Toplum Örgütleri uzaktan kumanda ile yönetilecek nitelikteyse, varılacak ÇÖZÜM ne ve nasıl olursa olsun KIBRIS TÜRK HALKI İÇİN OZMOSİS OLACAKTIR.

KIBRIS TÜRK HALKININ tercihi ozmosis değildir. Bu nedenle seçilen siyasiler buradan yola çıkmalı,
DEMOKRASİ, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ve LİBERAL EKONOMİNİN YARATILMASI için gereğini yapmalıdır.

Kıbrıs’lı Türk İşadamının en yakın bölgesel rekabet edeceği yer Kıbrıs’ın Güney kesimindeki sermayedir. Bu rekabet Yeşilhat Tüzüğü’nden dolayı karşılıklı geçişlerle her gün, her an ve her alandadır. Bu nedenle, kurumlaşmış ve AB üyesi olan, Liberal ekonomiye sahip ve uluslar arası sermaye ile işbirliği yapan bu güçlü Rum sermayesi ile rekabet edebileceğimiz koşulları oluşturmak gerekmektedir.
Bunun için Kıbrıs Türk Toplumu üzerindeki izolasyonları kaldırma ve bütünlüklü çözüme varma mücadelesi sürerken, bu süre içinde eş zamanlı olarak DEMOKRASİ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, EĞİTİMDE KALİTE, LİBERAL EKONOMİYİ YARATMA, KAMUYU VERİMLİ HALE GETİRME, EKONOMİYİ BÜYÜTME VE SÜRDÜRÜLEBİLİR YAPMAK ZORUNLULUKTUR.

Saygıdeğer konuklar, değerli İŞAD üyeleri;

Ozmosis yolu ile yok olmamak için kendi evimizin içini düzenlemek zorundayız.

Siyasi rant uğuruna, denk bütçeyi gözetmeden, milli gelirimiz fert başına 5 bin dolardan 10 bin dolara çıkmıştır diyerek gerçeği görmeden ve sürdürülebilirliği sağlamadan kısa öngörülerle bol keseden artışlar yapan, kamuda üretilen birçok hizmetin birim maliyetlerini, Avrupa’daki kalkınmış ülkeleri ve Amerika’yı aşmış bir düzeye geldiği halde, verimlilik esasına dayandırılmayan ve reorganize edilemeyen kamuda, yanlış ve savurgan istihdam uygulamaları devam etmektedir. Devletin işletmeci durumunda olduğu kamu işletmeleri, kapatılmamakta ve özelleştirilmemektedir.

Cari Bütçe açıklarının ve kamu işletmelerinin yarattığı kara deliklerin karşılanabilmesi için de stopaj , KDV ve fonlarda artışlar yapılmıştır, Dolaylı vergiler ise sürekli çoğaltılmaktadır.

Bunlara derhal son verilmeli ve Kamuda verimliliğe dayalı reorganizasyon ivedilikle başlatılmalıdır.
STOPAJ derhal kaldırılmalı ve kısa süre içinde doğrudan ve dolaylı vergiler azaltılmalıdır.

Girdi maliyetlerinde bir diğer önemli unsur finansman maliyetidir. Finansman maliyetleri Türkiye’ye göre iki, Güney Kıbrıs’a göre ise ortalama üç katı büyüklüğündedir. Bu maliyetlerin aşağıya çekilmesi şarttır.

Ekonomide yaşanan nakit krizi, hem sektörleri tehdit eder hale gelmiş hem de yatırımların önünü tıkamıştır. Bunun aşılabilmesi için kısa ve uzun vadeli kredi olanakları yaratılmalıdır.
İhtiyaç duyulan daha büyük miktarda ve uzun vadeli yatırım kredileri ve mortgage gibi finasman kaynaklarının ekonomiye kazandırılması için;
İcra ve takip yasalarnın düzenlenmesi, ihtisas mahkemelerinin oluşturulması ve Devlet alacakları önceliğinin kaldırılması gibi yasal düzenlemelerin ivedilikle yapılması gerekmektedir.

Güney Kıbrıs’la rekabet hızla Kuzey Kıbrıs’ın aleyhine bozulmaktadır.
Bunun sebeplerinin bir kısm, yukarıda bahsettiğimiz girdi maliyetlerinin yüksekliğinin yanı sıra nakliye, navlun ve liman maliyetlerinin yüksekliği ve kullanılan para birimi Türk Lirasının döviz karşısında aşırı değer kazanmasıdır.

Değerlendirmelerimiz, bu rekabette yukarıda bahsettiğimiz olumsuz uygulamaların yanında etken olan diğer unsurları da dikkate almamız gerektiği yönündedir.
Güney Kıbrıs’taki alışveriş mekanlarının cazibesi,
Uluslararsı Markaların varlığı ve global rekabetinin yarattğı ucuzluk,
Gıdada hijen ve sağlık kriterlerinin varlığı gibi unsurlar
yaşadığımız diğer rekabet unsurlardır.

Olumsuzukların önüne geçebilmek için girdi maliyetlerinin ucuzlatılması gerekmektedir. Para maliyetinin düşürülmesi, vergileri azaltacak düzenlemelerin yapılmasının yanında, Nakliye, navlun ve liman maliyetlerinin ucuzlatılması gerekmektedir.
Işadamlarımız kar marjlarını minimize ederek rekabete katkı yapmaya başlamışlardır. Yine birçok işadamımız güçlerini birleştirerek Güney Kıbrıs’taki gibi cazibesi olan çağdaş alışveriş mekanları yaratma gayreti içerisindedirler. Bu oluşumlara hükümet yasal düzenlemelerle destek vermeli ve önünü açmalıdır.
Bir diğer önemli konu ise EURO’ya geçiştir. Euro bundan sonraki süreçte hep karşımızda ve gündemimizde olacaktır.
Enflasyon değerleri ve TL’nin döviz karşısındaki değer artışı, raf fiyatlarında sürekli bir pahalılığı getirmektedir. Bunu durudurlabilmenin imkanı ancak Euro gibi istikrarlı bir para birimine geçmekle olabilir.
Ocak 2008 de Euro-zone içinde olacak Güney Kıbrıs ile rekabette ayni avantajı yakalamak zorundayız.

Bunun oluru mutlaka yaratılmalıdır.

Kıbrıs Türk Ulusal sermayesinin yaşadığı bir diğer haksız rekabet, Türkiye’den KKTC ekonomisinin kalkındırılması amacı ile verilen Türkiye kaynaklı kredilerin büyük bir bölümünün, bilemediğimiz kriterlerle Türkiye’den ve sadece Türkiye kökenli firmalara verilmesidir.
Verilen bu krediler tüm vergilerden muaf tutularak teşviklendirilmektedir. Yatırımların yapılması sırasında ise yatırımcı tarafından işçisiyle, malzemesiyle Türkiye’den gelinip yatırım yapılmakta, hemen hemen hiçbir yerel kuruluş kullanılmamakta ve üretimde artı değer yaratılmamaktadır.

Yine, Türkiye’de hizmet sektöründe bulunan birçok büyük kuruluş ayni sektörde faaliyet gösteren firmalarımız ile hiçbir ortaklık ve işbirliği kurmadan Kıbrıs’ta işyerleri açmakta veya ihalelere katılabilmektedirler. Yerel firmaları haksız rekabetten korumak için hiçbir filtrasyon yapılmadan, yabancı işletmelerin dilediği gibi faaliyet yapmaları yanında Türkiyedeki olanaklardan ve teşviklerden de yararlanarak bu faaliyeti sürdürmeleri, haksız rekabet yaratmaktadır.
Bunun Liberal akla uymayan yasaklarla değil ancak ekonominin gereği rasyonel akılla ve kurallarla düzenlenerek; gelen yatırımların, Kıbrıs Türk Ulusal sermayesinin büyümesine, “know-how”ını artırmasına ve kurumlaşmasına olanak sağlayacak şekle dönüştürülmesi ivedilikle sağlanmalıdır.

Kıbrıs’lı Türk işadamları verilen kredilerden yararlandırılmalıdır. Teşviklerin ise haksız rekabet yaratmayacak bir şekilde, üretimde katma değer yaratacak mal ve hizmet alımları ile kullanılması sağlanmalıdır. Yerel müteahhitlerimiz de tüccarlarımızda , hizmet sektöründeki kuruluşlarımız da bu yatırımlardan üretimimleri ve hizmet satışları ile pay almalıdırlar ve işbirlikleri yapabilmelidirler.

Bu düzenlemelerin yapılmaması halinde Ulusal sermayemiz, bu haksız rekabet karşısında güneydeki rekabet kadar zarar görecek ve yok olacaktır.

Yapılacak tüm düzenlemeler ayni zamanda AB uyum çalışmaları ile birleştirilmelidir. Ekonomide AB normlarına uyum, Liberal ekonominin tesis edilmesinden geçer. Bu uyumun sağlanması, rekabet, damping-antidamping düzeninin, tahkim kurumunun, tüketici haklarının korunmasının gerekli yasal altyapısının oluşturulması gerekmektedir.

Bu yasaların bir çoğu hükümet tarfından yıllardır hazırlandığı iddia edilmektedir. Ancak hazırlanmış bu yasalar yıllardır meclis gündemlerine alınmamaktadır. Siyasiler mevcut düzenden rant elde edebilirler, ancak unutulmasın ki bu düzen, toplumumuzun toplumsal varlık değerlerini ortadan kaldıran ve ozmosise götüren düzendir.

Ekonomide bu dağınıklık ve haksız rekabet düzeni sürer, sağlıkta ve eğitimde acil yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulurken siyasette, toplumsal değerleri hiçe sayarak bir gecede partiler oluşturmakta, hükümetler bozulmakta ve kurulmaktadır. Rüşvet iddiları yapılmakta ancak Hukuk önünde hesap verilmemektedir.

Toplumsal hiçbir ilkesi olmayan, sadece parti menfaatleri gözeten protestolar yapılmaktadır. Meclis, faaliyelerine katılmayarak protesto edilirken ayni zamanda futbol takımları ile yurt dışında gidilebilmekte, halkımızın vergileri ile ödenen maaşlar ve harcırahlar alınabilmekte, buna karşın muhalefet görevi için gerçekten ihtiyaç duyulan meclis faaliyetlerine katılım ise koşullara bağlanmaktadır. Bu kabul edilebilir sınırları aşmış bir tutumdur.

Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün tartışıldığı, Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri arasında kuvvetler ayrımının yerleşmediği düzende , Başkanlık rejimi tartışılmaktadir. Bu tartışmalar yapılırken,
Kamunun yeniden düzenlenmesi gerektiğinden, kamunun küçültülmesinden ve özelleştirmelerden bahsedilmemektedir. Bu da çarpık düzenin başka bir modelle devamının arzulandığı şüphelerini kuvvetlendirmektedir.

Tabii ki Başkanlık rejimi, kuvvetler ayrımının yapıldığı, hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir ortamda, popülist politikalardan uzaklaşan daha verimli bir kamu yaratılabilir.
Nüfusun sayısı dikkate alınarak, meclisteki parlamenter sayısı düşürülebilir.
Birçok hizmet, kalkınmış Avrupa ülkelerinde olduğu gibi küçültülebilir hatta yerel sivil örgütlenmelere ve kurumlara devredilebilir.

Tüm bu konular Başkanlık sistemi ile birlikte tartışılmalıdır.

Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasında gerekli olan;
KıbrısTürkü’nün toplumsal varlığının devamıdır.
Toplumsal varlığımızı tehdit eden yukarıda konu edilen bütün olumsuzlukların düzeltilmesi de bu varlığın devam ettirilmesi için mutlaka ve mutlaka yapılması gerekenlerdir.

Toplumsal varlığımızı tehdit eden iç faktörlerin yanında dış tehditler için de yapacaklarımız olmalıdır.
Kıbrıs Türkü’nü ozmosis yoluyla Rum Yönetimine yama edeceklerini planlayanlara karşı proaktif politikalar üretmek ve uygulamak gereği vardır.

Bu Politikalar Kıbrıs Rum Halkına yönelik açılımlar sağlayan yaratıcı uygulamalar olmalıdır. Kıbrıs Rum Yönetimi’nin direnci bu açılımlarla zora sokulmalı ve bütünlüklü çözüme zorlamalıdır.

Kıbrıs Türklerine karşı uygulanan izolasyonların kaldırılması için yapılan girişimler devam ettirilmelidir. Bunun yapılabilmesi için bütçeden loby faaliyetleri için pay ayrılmalı ve etkin lobicilik faaliyetleri yapılmalıdır.

İzolasyonların kaldırılması tek mücadele alanı değildir.

Bunun yanında Kıbrıs Cumhuriyeti içinde var olan Kıbrıs Türkleri’nin Toplumsal haklarının verilmesi mücadelesi de hukuki bir zeminde sürdürülmeye devam edilmelidir.

Bir diğer hukuki mücadele alanı ise Kıbrıs Cumhuriyeti Yönetimini Rum toplumu tekelinde tutmak için kullandıkları “ihtiyaç doktrini”dir. Mevcut yeni koşullarda bu doktrininin kullanılmasının kaldırılması için Uluslar arası hukuk zemininde mücadele yapılmalıdır.

Tüm bu mücadelelerin Rum Yönetimini uluslar arası hukuk zemininde tartışmalı hale getirmesi halinde Kıbrıs sorunu, İKİ BÖLGELİ, İKİ TOPLUMLU ve TOPLUMLARIN SİYASİ EŞİTLİĞİNE dayalı bütünlüklü bir çözüme zorlanabilecektir.

Saygıdeğer konuklar ve değerli İŞAD’lılar yolumuz uzun ve çetindir. Bu süreçte birliğe, sevgiye ve örgütlülüğe ihtiyacımız vardır.

İnsani değerlerin var olduğu, çevrenin yaşanabilir olduğu, genç kuşaklara güven içinde teslim edeceğimiz bir Kıbrıs’ta yaşamak dileğiyle

Hepinize teşekkür eder saygılar sunarım.

Özalp Nailer
Başkan

Cyprus and Accession into the EU
Yeni

TUSİAD-T.SİAD Protokolü

TUSİAD  

İthalatta Rekabetin Önlenmesi (Damping veya Sübvansiyon)  Yasa Tasarısı

KOPENHAG KRİTERLERİ

EKONOMİK PAKET

İŞAD Görüşleri

 

 

                   Mail Göndermek İçin Tıklayınız